BEKİROĞLU; RAMAZAN, KENDİMİZİ YENİLEMEK İÇİN FIRSAT

BEKİROĞLU; RAMAZAN, KENDİMİZİ YENİLEMEK İÇİN FIRSAT


İnsanoğlu zayıf yaratılmış, Rabbimiz öyle ifade ediyor. Bu zayıflığımızı gidermek için büyük bir fırsat, büyük bir imkan. Aynı zamanda bütün ilişkilerimizi gözden geçirmek için bir imkan. Çünkü farkında olmadan geçen 11 ay içerisinde bazı ilişkilerimiz sıkıntılı olabiliyor. Farkında olmadan gıybete, sui zanna, fitneye, fesada düşmüş olabiliyoruz. İnsanız ve zayıfız. Ramazan bütün bu zayıflıklarımızı bize bir kez daha hatırlatan, kendimizi yeniden checketmeye , adeta kendimizi yenilemeye fırsat olan bir ay.

Ramazan ayı mü’minler için ne ifade ediyor? Ramazan’ı nasıl idrak etmeliyiz?

Ramazan ayı öncelikle bizim kendimizi arındırmamız için bir fırsat. 12 aylık uğraşlarımız, çabalarımız diğer sıkıntılarımız, eksikliklerimiz, hatalarımızı telafi etmek için büyük bir fırsat. Bizler Ramazan’ı günahlarımızdan arınmak için bir fırsat  olarak görüyoruz. Eğitim camiasıyla ilgilenen, gençlerle ilgilenen insanlarımızın manevi yönünü takviye etmekle ilgili bir kuruluşuz. Önder olarak da biz, Ramazan’lara bir fırsat olarak bakıyoruz. Kendimizi adeta manevi açıdan checkup etmek için, bütün yönlerimizle muhasebemizi yapmak için bir vesile olarak görüyoruz. 
 
İNSANOĞLU ZAYIF YARATILMIŞ

İnsanoğlu zayıf yaratılmış, Rabbimiz öyle ifade ediyor. Bu zayıflığımızı gidermek için büyük bir fırsat, büyük bir imkan. Aynı zamanda bütün ilişkilerimizi gözden geçirmek için bir imkan. Çünkü farkında olmadan geçen 11 ay içerisinde  bazı ilişkilerimiz sıkıntılı olabiliyor. Farkında olmadan gıybete, sui zanna, fitneye, fesada düşmüş olabiliyoruz. İnsanız ve zayıfız. Ramazan bütün bu zayıflıklarımızı bize bir kez daha hatırlatan, kendimizi yeniden checketmeye ,yeniden adeta kendimizi yenilemeye fırsat olan bir ay. Bu şekliyle bakıp en iyi şekilde değerlendirmemiz gerektiğini düşünüyorum.
 
Ramazan ayı Kur’an ayı. Ramazan’ın bereketi, rahmeti, gufranı içinde Kur’an indirilmiş olmasından kaynaklanıyor. Bu haseple Ramazan ayı içerisinde mü’minlerKur’anla ilişkilerini nasıl tanzim etmeli?

Siz bunu söyleyince benim aklıma şu geldi. Sahabe için, Peygamberimiz (sav) için genelde şöyle bir tabir kullanılır. “Onlar yürüyen Kur’an gibidirler. Onlar Kur’an yürüyor gibi değerlendirilirdi”. Buradan hareketle bizim Ramazan’da yaptığımız bazı çalışmalar var. Kur’an  okuyoruz, mealini okuyoruz, hatim indiriyoruz. Ama belki bütün bu okumalarımızı   Kur’an’la  okuma düzeyinde olan ilişkimizi  yaşamak düzeyine çevirebilirsek, Ramazan’ı da buna vesile kılabilirsek, belki bizim de teşbihte hata olmasın, bir miktar, Sahabeler kadar  olmasa da, bir miktar onlara benzemeye çalışarak Kur’an gibi yürüyen, adeta Kur’an’ı insanlara hatırlatan bir insan  olma imkanımız ve fırsatımız var.
 
YÜRÜYEN KUR’AN OLMA GAYRETİNDE OLMALIYIZ

Ramazan’ın böyle bir boyutu da var. Kur’an yürüyormuş gibi bir anlayışı kendimize uygulayabilirsek, inşallah bu Ramazan’ı birlikte değerlendiririz. Bunu yapmak için, aklıma şu geliyor. Biraz işin görüntü, gösteriş taraflarından sıyrılmamız lazım. Maalesef çoğu zaman bunu abartıyoruz. Bazı iftar sofralarımızda menü’nün iyi olması, bazı  iftar sofralarında  bir miktar şık olması anlaşılır bir şey ama, bunu abarttığımızda şekli mananın önüne getirdiğimizde hem Ramazan’ın ruhuna uygun davranmış olmuyoruz. Hem de “Onlar yürüyen Kur’an’dılar” dediğimiz o anlama da aykırı  davranmış  oluyoruz. 
 
KUR’AN’IN RUHUNU  YAKALAMAYA ÇALIŞMAK...

Bizim bu yönüyle Kur’an’la, dolayısıyla sünnetle, hadisle olan ilişkimizi bu Ramazan dolayısıyla bu Ramazan dolayısıyla gözden geçirmemizde fayda var. Günümüzde Kur’an’la hadis arasında da farklı tartışmalar yapılıyor. Bu yanlışlara düşmeden, Kur’an’la hadisi birbirini tamamlayan  birer bütün olarak değerlendirip, hayatımızda Kur’an’ı sünneti hadisi  sahabe gibi yaşadıklarını  hayatımızda bütünleştirmemiz gerekir. Bu önemli bir husus. Kur’an’ı hatmekmek, okumak çok güzel şey. Bunları kesinlikle eleştirmememiz lazım. Ama bunlara artı  bir değer daha katmamız lazım. Okuduğumuz Kur’an-ı  yaşamak lazım, anlamak lazım. Yaşayabilmek için önce anlamak lazım. Anlamak da sadece meali okumakla  olmuyor. Ramazan’ın o güzel atmosferinde, manevi atmosferinde, gösterişten uzak durup Kur’an’ın ruhunu yakalamaya çalışmak lazım. O’nun atmosferine girmek, onun ruhuna girmek. Sahabe nasıl gördü, nasıl yaşadı, Kur’anla ilişkileri nasıldı?
 
ASLOLAN KUR’AN’I ANLAMAK VE YAŞAMAK

Her bir ayet indiğinde  sahabe biliyoruz ki,  onu yaşamak için  ne büyük fedakarlıklar yaptı. Aslolan onu anlamak ve yaşamaktı. Anlamak için Resulullah (sav)’e ne sorular soruldu?  Kur’an’ı okumak, anlamak, yaşamak , elbette mümkün olduğunca, Rabbimiz bize emrediyor, “İçinizden emri bil ma’ruf, nehyi anilmünker” yapan bir topluluk olsun,  bizler de ÖNDER olarak,  diğer sivil  toplum kuruluşları olarak, cemaatler, cemiyetler olarak aslında bunun çabası içindeyiz. İyiliği yaymak, kötülüğü menetmek çabası içindeyiz. Yaşatmak için de çaba göstermek lazım. Bunun içinde tebliğ, irşat gibi son dönemde unuttuğumuz kavramlar bunlar.   Biraz bunlara da dönük bir vesile olarak görmemiz gerekir Ramazan’ı. Ramazan’da belki komşumuza nasıl bir faydamız  olabilir? Akrabalarımıza, dostlarımıza, arkadaşlarımıza nasıl bir faydamız olabilir? İş hayatındaki arkadaşlarımıza, meslek hayatındaki arkadaşlarımıza nasıl faydamız  olabilir? Biraz da bunu düşünmemiz  lazım. Bunu da  kuru kuru birer mesaj enstrümanı olarak değil, gerçekten yürekten onlara nasıl dokunabiliriz? Bakmakta fayda var.
 
KAPİTALİZM DEĞERLERİMİZİ SÜPÜRDÜ

Ramazan ayı  sosyal yardımlaşmanın zirve yaptığı bir ay. Bu ay içinde Resulullah (sav) cömertlikte rüzgar gibi olurdu.  Ramazan’ın bu sosyal boyutuyla ilgili neler söylersiniz?

Az önce Kur’an’dan hareketle söylemiş olduğumuz “İçinizde nehyi anilmünker, emri bil maruf’u yapan bir topluluk olsun”  ayeti kerimesi var. Hatta “Bunu yapmazsanız, Allah (c.c.) sizi götürür,  yerinize yeni bir topluluk getirir” anlamında   ayetler  var. Sürekli uyarmak, inzar etmek,  üzerine ayetler, hadisler var. İslam’ın en önemli yönünün sosyal yönü olduğunu düşünüyorum. Batıya baktığımızda, batının Hristiyanlıkla ilişkisi son 700  yıldır, dini hayatın dışına sürüklediği bir süreç görürsünüz. Özellikle günümüze geldiğimizde kapatilazimle birlikte, tamamen insan ilişkileri birey odaklı oldu. Fedakarlık gibi, diğergamlık gibi, paylaşmak gibi, karşılık beklemeden iyilik yapmak gibi yaklaşımlar maalesef,   liberal kapitalizm yönetim anlayışıyla birlikte neredeyse insanlıktan çekildi, dünyadan çekildi. Farkında olmadan biz de bu hastalıklara düçar oluyoruz. Yer yer teknoloji dolayısıyla yer yer izlediğimiz araç gereçler,kullandığımız araç gereçler dolayısıyla batıdan bize bir hastalık gibi gelen bu virüse kapıldıkça İslam’ın özünden de uzaklaşmış oluyoruz.  Çünkü İslam’da kendisi için yaşamak kadar kardeşi için yaşamak, akrabası için yaşamak,  komşusu için yaşamak, çok çok uzakta olsa da Müslüman kardeşi için yaşamak, hatta   onun ötesinde dünyanın öbür ucunda Müslüman olmasa bile  muhtaç biri varsa, onlara yardımcı olmak gibi çok temel  ulvi değerler var.  Bu sosyal boyutunu bizim güçlendirmemiz gerekiyor. Maalesef geçen 150-200 yılda bize bulaşan batıcılık anlayışı   bizidiğergamlıktan uzaklaştırdı, diğeri için bir şeyler yapmak. Kendimizi merkeze almak değil de diğer kardeşimizi  merkeze almak konusunda sıkıntılar ya şadık. Bunu toparlamak için de Ramazan ayı, bir vesile. Sosyal yönünden ben sadece yardımı anlamıyorum. Maddi anlamda gidelim Suriye’ye yardım edelim, Afrika’ya yardım edelim, buradaki bir fakire yardım edelim,  bu değil. Bu da  şüphesiz ç ok kıymetli. Ramazan’da yaptığımız her ibadetin onlarca kat sevabı var.  Diğer aylara göre. Bu bağlamda maddi yardım da çok çok kıymetli. Ama bizim o sosyalleşmeyi  yardımla birlikte insani ilişkiler boyutunda da ele almamız lazım. Komşularımızla daha iyi ilişkiler kurmaya vesile olarak görmemiz gerekir Ramazan’ ı. Akrabalarımızla, dostlarımızla, arkadaşlarımızla, yoksul ve yoksun kalmış topluluklarla, bunlar engelli olabilir, yetim olabilir, uyuşturucuya bulaşmış olabilir, ahlaki anlamda zayıflamış olabilir,  bütün bunları hesaba katarak sosyalleşmeyi  değerlendirmemiz lazım. Toplumu kuşatmamız lazım. Ramazan’ı buna vesile kılmak lazım. Somut olandan ziyade, görünmeyen fakirlik, görünmeyen yoksulluklarla ilgilenebilirsek, çok daha  kalıcı işler de yapmış oluruz inşallah.

[Röportaj: Nedim Odabaş]

[Bu röportaj 30 Mayıs 2017 Milli Gazete'de yayınlanmıştır.]