İslam dünyası olarak kritik bir eşikten geçtiğimiz şu günlerde coğrafyamızın geleceğine yönelik ekonomik, sosyal ve siyasal gelişmelerin tam merkezinde bulunuyoruz. Yüzyıllık bir zihinsel ve kültürel travmayı geride bırakmak isteyen özgürleşme akımlarının küresel güç odakları tarafından baskılanmaya ve yeni güç denkleminin kurulmaya çalışıldığı bir zeminde, sahip olduğumuz tarih ve medeniyet mirasımızın temel referansları önemli dayanak ve güven noktamızı teşkil etmektedir. Tarihin doğal seyrinin bir sonucu olarak gelişen yeni bir sıçramanın ve açılımın arefesinde değerlere ve ilkelere dayalı sağlam bir referans çerçevesinin kurulması ve sürdürülmesi kaçınılmazdır. Yeni bir çağa uyanırken idrak ve tahayyülümüzün zenginleşmesi, şuur ve irademizin kuvvetlenmesi köklerimizi ve asıllarımızı yeniden okumak ve yorumlamakla mümkündür.

Binlerce yıldır bu bölgede yaşayan halkların istisna kriz ve kaosları bir tarafa bırakarak bu topraklarda değer merkezli bir barış ve istikrar ortamı oluşturması ancak zengin tarih ve medeniyet mirasına yeniden sahip çıkmakla sağlanabilir. Özgürlük her şeyden önce zihinlerin vesayetinden kurtulmakla başlar. Özgürce varolmak ve geleceğe güvenle yürüyebilmek için ayrılık, farklılık ve çatışma algısına dayalı bir projeksiyon yerine bizleri biz yapan ortak insani değerlere dayalı bir dünya tasavvuru geliştirmek zorundayız. Tarihin etkin ve kurucu bir öznesi olmak istiyorsak zihin dünyamız üzerinde bize dayatılan her türlü vesayetçi prangayı çözmeli, özgüvenle köklerimize bağlanarak geleceğe kulaç atmalıyız.

Türkiye’nin her türlü vesayet odağının baskısından kurtularak zihni ve kültürel anlamda özgürleşmesinde bugüne kadar İmam Hatip nesli öncü rol üstlenmiştir. Vesayetçi anlayışların öteden beri siyasal girişimlerinde İmam Hatipleri değişik bahanelerle değersizleştirme ve ötekileştirme çabalarına kadim milletimiz gereken cevabı vererek her dönemde bu okullara sahip çıkmış ve onları baştacı etmiştir. Anadolu’nun bağrında yüzlerce yıldır barış içinde yaşayan halklar İmam Hatiplerin temsil ettiği tarihi misyonu benimseyerek geleceğe yürüyüşünde bütün zorluklara rağmen bunları kurmuş, yaşatmış ve cansiperane müdafaa etmiştir. İmam Hatip okulları milletimizin teveccüh ve himmetleriyle tarihi muvazenede varoluşunun bir ümidi ve güvencesi olmuştur.

Yüzyıllık tarihine bakıldığında İmam Hatiplerin ilk dönemi, medrese geleneğinden evrilerek/dönüşerek Osmanlı Devleti’nin son devrindeki “Medresetü`l-Eimme ve`l-Huteba” şeklinde ortaya çıktığı `mayalanma dönemi` olarak görülecektir. Cumhuriyet ideologları tarafından bir türlü benimsenmediğinden fiilen pek yaşatılmamakla birlikte fikren tartışmaların sürdüğü bu dönemden sonra Merhum Mahmud Celaleddin Ökten Hocaefendi ile Merhum Tevfik İleri`nin öncülüğünde İmam Hatip Liselerinin birçok sıkıntı ve risk altında açılmasıyla başlayan, ancak birçok engellerle de karşılaşılan `kuruluş ve varoluş dönemi` gelmektedir. Türkiye’nin batıcı seçkinleri tarafından sürekli sorun olarak algılanmasına, vesayetçi siyasilerin kapatma ve pasifize etme girişimlerine rağmen bu dönemde okullar beklenenin ötesinde başarılar elde etmiş ve maarif dünyamıza büyük katkılar sağlamıştır. Halen içinde olduğumuz henüz daha taze olan dönem ise İmam Hatiplerin önündeki hukuki ve siyasi engellemelerin kalktığı, milletin hür teşebbüsü olarak ortaya çıkan bu projenin devlet aklı tarafından da kabullenildiği ve sahiplenildiği, diğer İslam ülkeleri tarafından da bir eğitim modeli olarak takdir ve kabul gördüğü `hizmet ve yaygınlaşma dönemi`dir.

İçinde bulunduğumuz dönem, milletimizin derin irfanından süzülen himmet ve gayretlerle binbir emek ve çabayla, fedakârlıklarla, neredeyse tamamen sivil olarak vücuda getirilen bu okulların yine aynı aşk ve heyecanla mahiyet ve keyfiyet itibarıyla geliştirildiği bir dönem olacaktır. Böylesi bir ortamda âlimlerimizin, akademisyenlerimizin ve aydınlarımızın İmam Hatipler üzerine soğukkanlı, tarafsız, ilmi analiz ve kritiklerine son derece büyük ihtiyaç vardır. Bugüne kadar millet namına dinine, kültürüne, medeniyetine, tarihine sahip çıkma uğrunda yürütülen mücadelenin hakiki bir kazanıma dönüşmesi için sürdürülebilir somut eylem planlarına ve projelere eğilmek zorunluluğu vardır. Bu zamana kadar üzerinde mühendislik oyunları oynanan ve büyük zorluklarla mücadele etmek zorunda kalan İmam Hatipler bundan böyle daha çok niteliğe odaklanmalıdır.

İmam Hatip hareketi bize özgü yerli aydınlanma arayışının bir sonucudur. Bölgemizdeki travmatik kasılmaları, siyasi krizleri aşmanın yolu bölge halklarının değer ve zihin dünyalarına sahip, onların gönül dilini iyi bilen taze, genç nesiller yetiştirmekten geçmektedir. Barış ve istikrar söylemini geliştirecek ve sürdürecek nesillerin bölge haklarını var eden ortak tarih ve medeniyet mirasının kıymetini anlayan ve buna sahip çıkmayı bir ülkü kabul eden bir eğitim yaklaşımıyla yetiştirilmesi ancak İmam Hatip modelinde mümkündür. Rönesans aydınlanmasına dayalı pozitivist modernleşmenin zihni ve kültürel hayatımıza getirdiği arızaların onarılması ve yeni bir bilinç ve idrak inşa edilmesi aslında bütün eğitim sistemimizin felsefi ve yöntemsel olarak yeniden kurgulanması ve uygulanmasıyla mümkündür.

Tarih ve medeniyetimizin bizlere miras bıraktığı en önemli değer ‘silm’ yani ‘barış’tır. Kendini bilen kişinin herşeyden önce onu var eden yaratıcısıyla, bütün varlık ve özellikleriyle özüyle, içinde yaşadığı doğal evrenle ve sosyal çevresiyle bir uyum/harmoni içerisinde birlikte varolma idealinin kendisi olarak ‘silm’, İslam’ın en büyük ve yegâne tarihsel iddiasıdır. İmam Hatip neslinin öğrencisi olduğu İslam, kişiye bütün mahlûkatın varlığını ve varoluş hakkını kendisi kadar aziz bilmeyi ve onu korumayı emreder. İslam’ın bütün maslahat ilkeleri varlığın yaratılış amacına uygun varolması, yaşaması ve sürmesi amacını güder. İnsanın görevi, ilahi hikmetin varlığın yaratılışına yüklediği anlamı araması, yani Allah’a kulluk etmesidir. İşte bu ilahi, tabii ve evrensel ‘silm’ anlayışı toplumsal barışın, küresel istikrarın yegâne güvencesidir. Bu yüzden bugün için İmam Hatiplerin temsil ettiği bu barışçı insani yaklaşıma bütün bir maarif sistemimiz kadar topyekûn insanlığın ihtiyacı vardır.

Türkiye’nin toplumsal barış ve istikrar çabalarında, sosyo-ekonomik ve insani kalkınmasında, bölgesel ve küresel açılımlarında İmam Hatip okullarının yetiştireceği, ‘silm’ bilgisini ve ahlakını kuşanmış yeni nesil âlim ve aydınlara dünden daha çok ihtiyaç duyulmaktadır. Türkiye’nin refah ve istikrar dağıtan, mazlum halklara umut aşılayan, coğrafyanın özgürleşme çabalarını destekleyen karakteriyle bölgesinde ve dünyada daha güçlü ve etkili bir ülke olması böyle bir neslin varlığına bağlıdır. Rabbiyle, kendisiyle, doğası ve çevresiyle uyumlu; yapıp ettiklerinde sadece Allah rızasını gözeten; dünya kadar ahirete de inanan; halka hizmeti Hakka hizmet bilen; gönlü diğer insanlar için çarpan; kendi için istediğini başkası için de isteyen yeni bir bilgi ve erdem neslini gerçekleştirmenin yolu bu okulların daha çok sahiplenilmesi ve geliştirilmesinden geçer. Tamamen objektif bir bakışla ifade etmek gerekirse düne kadar milletin dertlenmesine karşılık devletin öksüz çocuk muamelesi yaptığı bu okullarımız milletimizin geleceğinin şekillenmesi, devletin ve milletin bekası, ümmetin ve insanlığın huzur ve refahı için bundan sonra hak ettiği maddi ve manevi desteği kamudan görmeyi ziyadesiyle hak etmektedir.

İnanıyorum ki tarihsel iddialarımızı gerçeğe dönüştürmede, bölgemizde ve dünyada yeni bir barış atlası oluşturmada bu okulların yetiştirdiği genç nesiller öncü rolü üstlenecekler, ardından gelenlere sağlam bir miras bırakacaklardır.

 

Dr. Hüseyin Korkut

ÖNDER Genel Başkanı

24.12.2014