Röportaj: Birsen Akgün
Bir dava adamı olmak çok başka… Sanki böyle insanlar doğuştan getiriyorlar bu özelliklerini gerek yüzlerinde, gerek sözlerindeki derinlikte… İşte ÖNDER’in yeni Başkanı Hüseyin Korkut’da onlardan biri… Korkut’la ÖNDER’in projelerinden imam hatiplere, eğitimden katsayıya kadar verimli bir sohbet gerçekleştirdik...
İmam hatipli olmak, imam hatip misyonuna sahip olmak kendini bir dava içinde bulmaktır. Siz kendinizi ne zaman ve nasıl bu dava içinde buldunuz?
Köyümüzde okul olmadığı için o zaman kademeli ve sekiz yıl eğitim öğretimin verildiği ilçemizdeki yatılı bölge okulunda okuma imkanımız olmuştu. 5. sınıftan sonra öğrenciler, bünyesinde orta kısmının da olduğu değişik okullara geçebiliyorlardı. 5. sınıftan sonra ilköğretim diplomamızı alıp imam hatip lisesine gideceğimizi idarecilerimize söylediğimizde bize “siz başarılı öğrencilersiniz, üniversite okuyabilirsiniz, imam hatip lisesinde okuyup cenaze mi yıkayacaksınız” diye bizi vazgeçirmek istemişlerdi. Belki bizim kuşağımızda, bütün dönem arkadaşlarımızın da yaşadığı gibi, imam hatip liselerine teşvik eden, yönlendiren bir büyüğü olmuştur. Bizi de o dönem imam hatip lisesinde okumaya davet eden şu an Kazım Karabekir İmam Hatip Lisesi’nin müdürlüğünü yapan Osman Nuri BAKIR hocamızdı. Hocamız o zaman İstanbul’da Yüksek İslam Enstitüsü’nde okuyordu. İkiz kardeşim Hasan ve benim imam hatip lisesinde okumamızı arzu ederek, bizi İstanbul’a davet etti. O zamanlar imam hatip liselerine giriş sınavla mümkündü. Yatılı bölge okulunda nitelikli bir eğitim almıştık, sınavı geçmemiz zor olmadı. O gün, o davetten sonra başladı bizim imam hatipliliğimiz, 1978 senesinde. Bizim ve bizim gibi on binlerce öğrencinin imam hatipli olmasında çok önemli katkısı ve desteği olan ülkemizin en köklü kuruluşlarından İlim Yayma Cemiyetimizi zikretmemek mümkün değil. 7 yıl süren imam hatip lisesi eğitimimiz boyunca burslu olarak barınma imkanı bulduğumuz anne kucağı kadar müşfik ve sıcak, güvenli ve huzurlu ortamını arıyor ve özlüyoruz. İlim Yayma Cemiyeti gibi, İlim Yayma Vakfı, İbnü’l Emin Kemal İnal Vakfı, Ensar Vakfı da bizim gibi binlerce imam hatipli gencin destek aldığı ve almaya devam ettiği önemli kuruluşlarımız. Burada okullarımızın kuruluşuna vesile olan ve bugünlere kadar gelmesinde emeği geçen herkese dua ediyorum, ahirete göç edenleri rahmet ve minnetle yâd ediyor, hayatta olanlara hayırlı uzun ömürler diliyor şükranlarımı arz ediyorum. Şimdi hizmet etme, okullarımıza ve gönüllü kuruluşlarımıza sahip çıkma sırası bizlerde. Şimdi çalışma zamanı, vefayı gösterme vaktidir…
İmam hatipli olmak, bir hayatın rengini oluşturuyor…
İmam hatiplilik, imam hatipli olmak, imam hatibi tanımak benim hayatımın en temel rengi olarak hala canlılığını muhafaza ediyor. İnsan, hayatı gereği çok değişik ortamlarda, farklı mekânlarda, iş pozisyonlarında oluyor. İmam hatip lisesinden mezun olduktan sonra üniversite okuduk, sonrasında akademik çalışmalar yaptık. Değişik iş ortamlarında bulunduk ama imam hatip lisesindeki 7 yılımız bizim hayatımızın en temel rengi, belirleyicisi olarak hala devam ediyor. Elbette inancımızın ölçülerini, güzel Kitabımızı okumayı ve İslam’ın ahlakını oradaki hocalarımızdan, arkadaşlarımızdan, o atmosferden aldık. Oradan aldığımız renk, koku, tat; hayatımızın en temel rengi, en temel kokusu ve tadı olarak devam ediyor. Ölünceye kadar da o renk devam edecek inşallah.

ÖNDER’le olan bağınız ne zaman başladı? Bu süreçte ÖNDER’de hangi görevleri üstlendiniz?
7 yıl beraber okuduğumuz dönem arkadaşlarımızla okul dönemindeki birlikteliğimiz mezuniyet sonrasında da devam etti. 1985 mezunları olarak mezuniyetimizin ilk yılında İstanbul İmam Hatip Lisesi’nin yurdunda mezunlarımıza yönelik iftar programı düzenledik. Bu programa, o zaman ismi “İstanbul İmam Hatip Lisesi Mezunları Derneği” olan mezunlar derneğimizin önemli katkıları olmuştu. Daha önce ismen bildiğimiz, sonrasında üyesi olmak ve yönetiminde sorumluluklar almakla şeref duyduğumuz ve şimdi ülkemizin önemli gönüllü kuruluşlarından biri olan ÖNDER ile tanışmış olduk. ÖNDER’in bugünlere gelmesinde ve imam hatip liselerine mezunlarına çok önemli emekleri olan başta İbrahim Solmaz başkanımız olmak üzere Süleyman Erdemir, Yusuf Ziyaeddin Sula, Rüştü İzgüer, Dursun Topaloğlu gibi birçok değerli büyüğümüzle tanışmış olduk.
Ben birçok imam hatip lisesi mezunu arkadaşımızın sahip olmadığı bir imkâna sahip oldum, üniversitede okurken aynı zamanda imam-hatiplik yaptım. İmam hatipte kazandığımız misyonu halkımızla, cami cemaatimizle, çevremizdeki insanlarla paylaşma fırsatımız oldu.
1980 ihtilalinden önce imam hatip lisesine girdik. O sıkıntılı dönemlerde çok huzurlu bir korunaktı imam hatip liseleri. Bütün toplumu, bütün gençliği kasıp kavuran o terör havası, imam hatip liselerinde yoktu elhamdülillah. Okullarımızın bu huzurlu ortamı, başarıları ve sağladığı eğitim imkanları dolayısıyla milletimizin teveccühünü kazanmıştı.
Yirmi yılı aşkın sene ÖNDER’de…
Yönetim kurulu üyesi, genel başkan yardımcısı, genel sekreterlik görevlerini yapma fırsatım oldu. Bazı küçük araları saymazsak 1987 den beri yirmi yılı aşkın, böyle güzel bir ortamda, kendimizi huzurlu hissettiğimiz, bütünleştiğimiz, önemli bir nimet olarak düşündüğümüz ÖNDER’le tanışma ve içinde bulunma, burada yapılan hizmetlere katkı sağlama fırsatı bulduk. Buradaki çalışmalara katkı sağlarken, ÖNDER bizim için aynı zamanda bir okul oldu. Üniversite mezuniyeti sonrasında, İstanbul’dan ayrılmamış olmanın verdiği avantajla da, ÖNDER’le temasımız kesilmedi, hep devam etti.
Başkanlık döneminizde yapmayı planladıklarınız nelerdir?
Bildiğiniz gibi ÖNDER, Türkiye’nin önemli sivil toplum kuruluşlarından bir tanesi ve yapa geldiği önemli hizmetleri var. Teşkilatlanma, eğitim, maliye, kurumsal ilişkiler, medya iletişim, yayın hizmetleri, yurt içi yurt-dışı burs hizmetleri ve en temelde bütün imam hatip camiasını bir üst çatıda temsil etme görevini en iyi şekilde, en etkin bir şekilde sürdürmekle beraber yeni birtakım başlıklar da oluşturmak istiyoruz.
Yine beş yıldır süregelen teşkilatlanma çalışmalarını daha etkili bir şekilde sürdürmek, Türkiye’de mezunlar derneği olmayan bir imam hatip lisesi kalmaması için ne gerekiyorsa yapmak. ÖNDER’in hem üyeleriyle hem de kardeş kuruluşlarıyla – İLİM YAYMA CEMİYETİ, ENSAR VAKFI başta olmak üzere- bütün camiamızdaki sivil toplum kuruluşlarıyla iletişimi daha güçlü hale getirmek de önemli başlıklarımızdan bir tanesi.
Kapısını çalmadığımız bir imam hatip lisesi kalmasın…
Yeni dönemde İstanbul başta olmak üzere, “kapısını çalmadığımız, uğramadığımız, tanışmadığımız bir imam hatip lisesi kalmasın!” sloganıyla, hizmet ettiğimiz, varlık sebebimiz bütün imam hatip liselerini ziyaret etmek, sorunlarını dinlemek; böylece bu ziyaretler sonrasında, okullarımızın fiziki imkânlarının geliştirilmesi, eğitim kalitesinin artırılması, müfredatın iyileştirilmesi ve okullarımız arasındaki koordinasyonun artırılması hususunda da üzerimize düşeni yapmaya çalışacağız. Elbette bunu, beraber sorumluluk aldığımız yönetim kurulundaki arkadaşlarla iyi bir ekip çalışması içerisinde yapmayı planlıyoruz inşallah.
Kılık-kıyafetten seçmeli din derslerine kadar çalışmalar…
Yine, başarılı imam hatip lisesi öğrencilerimize ve mezunlarımıza burs faaliyetleri devam edecek. Yurt dışında - başta Viyana olmak üzere – farklı bölgelerde okuyan öğrencilerimiz var. Onlara rehberlik yapılması, burs imkânlarının oluşturulması önemli çalışma başlıklarımızdan olacak.
Bizim, son on yıldır, talep ettiğimiz veya mücadelesini verdiğimiz, düzeltmek istediğimiz bazı temel sorunlarımız var. Üniversiteye girişte mezunlarımızın önündeki katsayı engelinin kaldırılması ile ilgili olarak henüz sonuç alabilmiş değiliz. Danıştay’ın siyasi ve ideolojik tutumu çözümü geciktirmektedir. Velilerimiz ve öğrencilerimiz müsterih olsunlar. Bu sene sınava girecek öğrencilerimiz sınava kadar dikkatle derslerine çalışsınlar. Bilsinler ki hak ettikleri üniversitelerde okuyabilmeleri için biz üzerimize düşeni yapmaya çalışıyoruz. Er veya geç bu sıkıntıları aşacağız.
Bu sorunla beraber, 8 yıllık kesintisiz eğitim, bizim okullarımızın orta kısımlarını kapatmıştı. Sekiz yıllık kesintisiz eğitimin yeniden kademeli bir şekilde uygulanması için gayret etmek, bizim en temel işlerimizden birisi olacak. Biz bunu en az kat sayı kadar, belki ondan daha da önemli görüyoruz.
Okullarımızdaki öğretmenlerimiz ve öğrencilerimizin yaşadığı kılık kıyafet sorunlarının tamamen ortadan kalkmasına dair çalışmalarımız olacak.
Din eğitimi ve öğretiminin sadece imam hatip liselerinde değil, bütün ilköğretim ve ortaöğretim kurumlarında en azından seçmeli olarak okutulması önemli taleplerimizden birisi. Okul öncesi eğitimden orta öğretime kadar Kur’an-ı Kerim, Siyer-i Nebi, Hadis-i Şerif gibi derslerin seçmeli de olsa yapılmasıyla ilgili çabalarımız devam edecek.
İmam hatip liselerinin müfredatını nasıl buluyorsunuz?
1999 yılında kesintisiz eğitim uygulanmaya başlayınca, yedi yıl olan imam hatip lisesi eğitimi dört yıla indirilmiş oldu. Dolayısıyla bir zaman darlığı ortaya çıkmış oldu.
Yedi yıllık müfredat dört yıla sıkıştırılınca…
Hem üniversiteye hazırlanan hem de mesleğe hazırlanan imam hatip lisesi öğrencilerinin yoğun bir müfredatla karşı karşıya olduğunu biliyoruz. Yedi yıla yayıldığında bu, daha rahat hazmedilebilirdi. Ama dört yıla sıkıştırılınca, yeterli mesleki eğitim, yeterli kültür dersleri ve fen dersleri alınmasının zorlukları var. Bu konuda hem ilgili diğer toplum kuruluşlarımızla- ENSAR Vakfı başta olmak üzere- hem de Din Öğretimi Genel Müdürlüğü ile temaslarımız var. Onların da bu müfredatın geliştirilmesiyle ilgili gayretleri var. Daha verimli olması için çalışmalarımız devam ediyor.
Türkiye’deki eğitim sistemini genel olarak değerlendirir misiniz? Ve bu eğitim sistemi içinde, imam hatiplerin yeri ve önemi nedir?
Türkiye’de en temel sorun alanlarından birisi maalesef eğitim. Genç bir nüfusa sahibiz. İlköğretim ve orta öğretimde on beş milyona yakın öğrencimiz var. Maalesef Türkiye’de yıllardır temel, kalıcı, kalın çizgilerle ifade edilmiş eğitim politikaları uygulanamamıştır. Her siyasi iktidar değişikliğinde yeni eğitim politikaları gündeme geldi. Ve yap-boza dönüştü. Kademeler arası geçiş, müfredat, sınav sistemleri yönlendirme, sekiz yıllık kesintisiz eğitim, öğretmen yetersizliği, fiziki imkansızlıklar, eğitime yeterli kaynak aktarılamayışı çok temel sorunların olduğu alanlar. İmam hatip liseleri de bir şekilde bu genel çerçeve içerisine giriyor
Özellikle manevi eğitimin yeterince verilemeyişi, gençlerimizde ciddi manevi boşluklar oluşturmakta ve yanlış yollara sürüklemektedir. İmam hatip liselerinde okuyan öğrencilerin ilk ve ortaöğretimde okuyan toplam öğrenciler içindeki oranı yüzde iki civarındadır. İmam hatip liselerinde verilen eğitimin bile, bazı eksikliklerinden, sıkıntılarından bahsediyoruz. Yüzde doksan yedi, doksan sekiz, onlarda Müslüman toplumun çocukları ve onların da yeterli, sağlıklı manevi eğitime ihtiyaçları var. Bu konuda yapılması gereken çok önemli işler var.
Toplumun ihtiyaç duyduğu bir eğitim tarzının engellenmesini anlamıyorum!!!
Eğitim almak isteyen bireylerin, bu haklarının engellenmesi toplumsal bir problem. Fakat bu engellerin özellikle imam hatiplerin önündeki engellerin kaldırılması ile ilgili farklı tepkiler veriliyor, belki “ideolojik” tepkiler. Siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?
İmam hatip liselerinin doğuşuna, bugüne gelişine ve bugünkü durumuna baktığımızda toplumuzun, halkımızın bu okulları sahiplendiğini ve dişinden biliyoruz. İmam hatip lisesi eğitimi sonucunda ortaya çıkan insan tipine karşı duyulan bir rahatsızlık var öteden beri. İmam hatip liselerinin, toplumun sahiplenmesi sonrasında okul ve öğrenci sayısı artınca bazı çevreler bundan kaygı ve rahatsızlık duyuyorlar. Hâlbuki buraya gelen ve burada okuyan öğrenciler, buraya sahip çıkan veliler bu toplumun parçası. Dolayısıyla bu toplumun ihtiyacı, bu toplumun beslediği değerle büyüttüğü okullar. Bunu anlamak lazım. Değişik hesaplamalarla ve ideolojik algılarla okulların önlerine engeller koymak, gerçekten toplumumuzu derinden üzmektedir.
Toplumun ihtiyaç duyduğu bir eğitim tarzının ve ortamın niçin engellenmek istediğini anlamıyorum. Bu gayreti de çok garip buluyorum, çarpık buluyorum. Biz ÖNDER olarak tam da burada, imam hatip lisesi mezunlarımızın, okullarımızın, camiamızın; siyaset nezdinde, toplum nezdinde sorunlarının takibi, gelişmelerinin sağlanması, daha nitelikli hal alması ve toplumumuzun arzu ettiği şekilde bir eğitim ortamının oluşması için üzerimize düşeni yapmaya çalışıyoruz.
ÖNDER’in en temel misyonu, bu okulların var oldukları günden bugüne, o en temel özellikleriyle geleceğe taşınmasının çabası. Kurdurmaya gayret ettiğimiz imam hatip lisesi mezunları derneklerinin de çabası bu olmalı. Her bir dernek kendi okuluna bu düşünceyle sahip çıkmalı diye düşünüyoruz. Geçmişte de bu tür tartışmalar oldu. 1970’li yıllarda imam hatiplerin orta kısımları kapatıldı. Sonra halkımızın çabasıyla açıldı. Yeniden ideolojik bir tutum sonrasında okullarımızın önü kesilmek istendi. Orta kısımları kapatıldı, üniversiteye girişleri engellenmeye çalışıldı. Bu tahribat dönemini geride bırakmak istiyoruz. Bu tahribat döneminin oluşturduğu hasarları tespit etmek ve hasarların telafisi için neler yapılması gerektiği hususunda rapor çalışmalarımızı da yapmamız gereken işlerimize eklemek gerekir.

İmam hatiplerin bir revizyona ihtiyacı var mıdır?
Revizyon tekliflerinin samimiyeti tartışılır…
Bugüne kadar süre gelen tartışmaları samimi ve güvenli bulmadık. Okulların ismi, ortamı vs. tartışıldı. Biz yarım asrı aşan bu ismin, imam hatip lisesi vurgusunun milletin hafızasında önemli bir iz bıraktığını, bazı sembollerin de önemli değerler olduğunu, muhafaza edilmesi gerektiğini savunuyoruz. Bunu, hiç değişmesin, dokundurmayalım, yeni gelişmelere, katkılara, yeni imkânlara açık olmasın anlamında söylemiyoruz. Bu okullar milletin hafızasında, 1940’lardan 2000’li yıllara geçişte çok ciddi misyon üstlenmiştir.
Son dönemde, imam hatipler için bir durum değerlendirmesi yapabilir misiniz? Vizyon ve misyonlarında değişmeler var mı?
Türkiye’de eğitim sistemindeki sıkıntıları, eğitim çağında bulunan gençlerimizin içinde bulunduğu problemleri, elbette bu toplumun ve genel çarkın bir parçası olan imam hatip liseleri de yaşıyor. Özellikle 28 Şubat sürecinden bu yana zor bir dönem geçirdik. Bu süreçte okullarımızda yaşanan sıkıntılarla, okullarımızın hem nicelik olarak hem nitelik olarak kayıplar yaşadığını ifade edebiliriz. Ama hamdolsun bunu atlattık. Şu an, daha çok, okullarımızdaki eğitimin niteliğini çalışmamız gereken dönem. Özellikle katsayı engelinin ortadan kaldırılmasına ilişkin çalışmalar sonrası okullarımıza daha nitelikli öğrenciler geldi. Gerek kız-erkek öğrenci sayısı dengesi açısından gerekse başarılı öğrencilerin okullarımızda olması açısından bu problemli dönemi bitirdiğimizi ve yeniden okullarımızın Türkiye genelinde başarılara imza atacağı dönemi yakaladığımızı, o dönemin başında olduğumuzu ifade edebiliriz. Gerek kılık-kıyafet engelleri dolayısıyla gerek katsayı engeli dolayısıyla gerekse yine okullarımızdaki öğretmenlerimizin, öğrenci sayısının azalması sonrasında tayinleri, hanım öğretmenlerimizin kılık-kıyafet problemi dolayısıyla yaşadığımız motivasyon ve kalite kaybını süratle geri kazanıyoruz. Bu konuda ÖNDER olarak üzerimize düşeni, diğer kuruluşlarımız ve diğer sivil toplum kurumlarıyla beraber okul müdürlerimiz, okul aile birliklerimiz, okul mezun derneklerimizle koordinasyon içerisinde, daha nitelikli, her alanda sporda, kültürde, bilgide, üniversiteye girişte ulusal başarıların sağlandığı günleri yaşayacağız inşallah.
Katsayı meselesi ortadan kalktığında Türkiye neler kazanacak?
Bir kere Türkiye haksız ve adaletsiz bir uygulamayı kaldırmak dolayısıyla kendi insanıyla barışmış olacak. Özellikle mesleki teknik eğitimi olumsuz etkileyen bu uygulama ortadan kalktığında meslek liselerini –ki imam hatip liseleri mesleki teknik liselerin içinde %9 ya da en fazla %10- daha başarılı öğrenciler tercih edecektir. Hem üniversiteyi hedefleyen hem de meslek formasyonu kazanmak isteyen meslek lisesi öğrencilerinin niteliğini artıracak. Dolayısıyla bütün gelişmiş ülkelerde olduğu gibi mesleki teknik eğitimde okuyan öğrenci oranıyla düz liselerde okuyan öğrenci oranı olması gerektiği orana ulaşmış olacak. Biliyorsunuz bu oranda, %65-70 mesleki teknik eğitim, %30, %35 düz lise eğitimi dengesi var. Türkiye’de maalesef şu an tam tersi. Halbuki devlet, mesleki teknik eğitime daha fazla yatırım yapıyor. Okuldaki atölyeler, mesleki teknik eğitimin gerektirdiği bütün yatırımlar ciddi meblağları ifade ediyor. Dolayısıyla katsayı meselesi çözüldüğünde, kısa sürede bu denge oluşmuş olacak. Bizde gelişmiş ülkelerde olduğu gibi, meslek lisesi ve düz lise dengesini sağlamış olacağız ve daha başarılı öğrenciler meslek liselerini tercih etmiş olacak. Bu hem meslek hayatına yansıyacak hem de başardığı takdirde meslek lisesi mezunlarına üniversiteli olma yolunu açmış olacak. Ülkemizi yatırıma dönüşmüş kaynaklarının daha verimli ve tasarruflu kullanılması da ortaya çıkmış olacak.