Kökü mazinin derinliklerine kadar giden Osmanlı çınarı, 100 projeyle ve 100 sene süren bir faaliyetle dış ve iç güçler tarafından kesildi. Kesildikten sonra o kök ziftlerle tamamen kurutulmak istendi, ama o güçlü kök tamamen kurumadı , direndi ve zaman zaman filizler vererek varlığını korudu. Bu Filizlerden biri de İmam-Hatip Liseleridir. Anacak bu filiz de sürekli koparılmış ve yok edilmek istenmiş, nice fırtınalara, kasırgalara ve çetin şubat soğuklarına maruz kalmış, ama yok olmamış, direnmiş, varlığını korumuş, büyümü ve şimdi de büyük bir çınar ağacı olmak üzere büyüyor.
İmam-Hatip Lisesi gerçeğini, önemini daha iyi anlamak için geçmişine bakalım. Başına gelen maceralarla, başına örülen çoraplara bakalım.
Bugünkü İmam-Hatip Liselerinin temeli aslında Osmanlının son dönemlerine dayanıyor. İmam-Hatip Liselerinin temelini teşkil ettiğini söyleyebileceğimiz "Medreset´ül-Eimme vel-Huteba = İmam-Hatip Medresesi" 1913 yılında açılmış daha sonra "Medreset-ul-Vaizin = Vaizler Medresesi´ ile birleştirilerek ´Medreset ul-İrşad" adını almıştır. 1924 yılında Tevhid-i Tedrisat = Öğretimin Birleştirilmesi Kanunu ile tüm medreselerle birlikte bunlar da kapatılmıştır.
3 Mart 1924 tarih ve 430 sayılı Tevhid-i Tedrisat Kanununun 4. maddesinde
"Maarif Vekaleti, yüksek diniyat mütehassısını yetiştirmek üzere Darü´l Fünün´da bir İlahiyat Fakültesi tesis ve imamet, hitabet gibi hidemat-ı diniyeninin ifası vazifesiyle mükellef memurların yetişmesi için de ayrı mektepler küşad edecektir." hükmü yer almıştır.
Kanunun yürürlüğe girmesiyle söz konusu medreselerin yerine, aynı yerde 29 adet İmam-Hatip Mektebi açılmış ve eski öğrenciler bu okullara devam etmişlerdir. 1925 yılında bu okulların sayısı “ÖĞRENCİ YOKTUR “ gerekçesiyle 20´ye l926 yılında 2´ye indirilmiş ve 1930 yılında tamamen kapatılmıştır.
15.12. 1927 tarih ve 846 sayılı Danıştay( Şuray-ı Devlet) kararıyla din görevliliği devlet memurluğu olmaktan çıkarılmıştır.
Halbuki Mustafa Kemal, 31. 01. 1923, İzmir’de halka yaptığı bir konuşmada şöyle diyordu:
“Efendiler bizim dinimiz, akla en uygun ve en tabii bir dindir, onun için son din olmuştur. Bir dinin tabii olması için akla, fenne ilme ve mantığa uygun olması gerekir. Elbette her fert, dinini diyanetini öğreneceği bir yere muhtaçtır, orası mekteptir.”
Buna rağmen gizli güçler, komiteler veya Lozan’da yapılan gizli celse kararları gereği İmam-Hatip okulları ve dolaysıyla din eğitim tamamen yok etmek, ortadan kaldırmak için icraatlara yapılmıştır: Bu icraatlardan en önemlilerinden bazılarını şöyle sıralayabiliriz:
· 1924 te ANAYASA (Teşkilat-i esasiye) ya konulan dini kavramlar 1928 de çıkarılmıştır.
1928 de laikliğin kabulü ile, 1924 te Anayasada yer alan Türkiye Devletinin "Dinî islâmdır" hükmü çıkarılıyor.
· 1 Kasım 1928 de Osmanlıcada kullanılan Arapça harfler kaldırılıp bunun yerine Latin harfleri getirilmiş, böylece 600 senelik Osmanlı-İslam kültür ile yeni nesil arasındaki köprü yıkılmıştır.
· 1929 da Konya’da Zamanın Milli Eğitim Bakanı Mustafa Necati’ni n harf inkilabi vesilesiyle yapacağı konuşmaya ilan eden afişlerde “ Kur’an’ı tarihe gömdük “ ifadeleri yer almış.
· 1928 de hacca gidişler yasaklanmış
· 1931 yılından itibaren din eğitim-öğretiminin bulunmadığı bir dönem başlamıştır. 1931 yılında ilk öğretmen okulları ve diğer orta dereceli okulların müfredat programlarından din dersleri çıkarılmış; 1932 yılında İlahiyat Fakültesi, "öğrenci yetersizliği" gerekçe gösterilerek kapatılmıştır.
FETRET DÖNEMİ
1930 tarihinden itibaren, yaklaşık 20 yıllık dönemde Türkiye’de din eğitimi ve öğretimi hiç bir resmi kurumda yapılmaz oldu.
Lise tarih kitaplarında tabiat güçlerini Allah inancı yerine konmuş, Müslümanların peygamber inancını kökünden sarsan açıklamalara yer verilmiş.
Dine karşı olumsuz ve yanlış tutumlar halka dinin elden gitmekte olduğu kanaatini vermiştir. Resmen yasak olmasına rağmen dini liderler, dini cemaat ve tarikatlar din hizmetini yürütmeye çalışmış tabi bunun bedelini de mallarıyla canlarıyla ödemişler.
Bazı yerlerde de vatandaş kendi imkanlarıyla dinini öğrenmeye çalıştı, gerçek alimler yerine cahiller geçti, saptılar ve saptırdılar. Hurafeler ve bidatlar yayıldı.
1932 - 1941 yılları arasında liselerde okutulan Tarih kitaplarında, İslam dini ve peygamberi Hz. Muhammed’le ilgili hakarete varan ifadeler kullanılıyor. Geçtiğimiz yıllarda Kaynak Yayınları’nca da basılan kitapların 2. cildi’nde “İslam Tarihi” başlığı ile verilen bölümde “İslam dinini kendisinin icat ettiği, 12 yıl boyunca ancak 150 kadar kişiye İslam’ı kabul ettirdiği” öne sürülüyor.
“.. Muhammed 40 yaşına geldiği zaman vatandaşlarını kendisinin bulduğu ve doğru olduğuna inandığı yeni bir dine davete başladı.. Muhammed, Mekkelileri 12 yıl, sürekli bu dine davet etmişse de, bu müddet içinde, ancak 150 kadar adama İslamiyet’i kabul ettirebilmiştir.. Muhammed’in koyduğu esasların toplu olduğu kitaba Kur’an denir..”
1940 yılından itibaren din ve dindarlara baskı ve şiddet uygulanmaya başladı.
Dinde reform adı altında Ezan Türkçeleştirildi. İbadetlerin Türkçe yapılması için din görevlilerine ve halka baskı ve işkence uygulandı.
1944 yılında meclise verilen bir önerge ile camilere sıra konulması ve ibadetlerin müzik eşliğinde yapılması teklif edildi.
Bu fetret ve baskı dönemlerinde Cami ve vakıf malları satılmış, bazı camiler askeri depolara dönüştürülmüş, dini kitap ve dergilerin basılması yasaklanmış ve Kur’an yasak kitaplar arasında yer almışti.
1948 yılına gelindiğinde artık cenaze namazı kıldıracak imam bulunmaz hale geldi. Çok partili döneme geçiş yıllarının getirdiği demokratik ortamda politikacılar halkın din görevlisi isteklerini karşılayacaklarını vaat ettiler. 1948 yılında ilkokullara Din Dersi konuldu ve İmam-Hatip Kursları açıldı. İlkokul mezunu ve askerliğini yapmış kimselerin kabul edildiği bu kurslar on ilde 10 ay süreli olarak 50 adet kurs açıldı. Ancak mezunlarına kadro verilmediği için bu kurslar ilgi görmemiş ve başarısız bir proje olarak tarihe karışmış.
Devam edecek