Bu Yıldızlar Sönmesin! Burslarımızla Destekleyelim.

............................................

Önder ve Wonder´e bağış yapabilmek için banka hesap numaraları...

............................................

 

 
 

 
Mailiniz :
 
 
 
 
    
Üniversiteler, Bürokrasi ve İhtilalciler
 
 

Tarihimizdeki bazı hadiselerin mahiyetini anlamakta güçlük çekiyordum. Sıkıntılı zamanlarında bile dünyanın en büyük devletlerinden biri, hatta en büyüğü olan Osmanlı Devleti, hamam tellağı olduğu söylenen Patrona Halil isimli bir Arnavut’un çıkardığı gaileye nasıl boyun eğebilir? Yine Rize’li bir kayıkçı olan yeniçeri yamağı Kabakçı Mustafa ve taifesinin elinde nasıl oyuncak olur? Padişahlar nasıl paldır kültür devrilir? Payitaht nasıl tahrib edilir ve ortalık nasıl eşkiyaya kalıverir? Pek bir mana veremiyordum. Böyle bir acziyeti koskoca cihan devletine yakıştıramıyordum.


Ancak meselelere biraz yakından bakınca durumun pek de öyle olmadığını fark ettim.


Mesela Patrona Halil pek öyle küçümsenecek ve basit bir hamam tellağı değilmiş. Denizci (Levend) olarak iştirak ettiği Mora seferinde de isyan çıkarmaya teşebbüs etmiş, gözünü budaktan sakınmayan namlı bitirimlerden biriymiş. Niş’te başını çektiği bir isyan denemesinden sonra İstanbul’da izini kaybettirip çeşitli işlerde çalışmış, bu arada hamam tellaklığı da yapmış. Kendi gibi çıbanbaşı olan arkadaşları Muslu Beşe ve Emir Ali ile hem yeniçeri esnaflığı yapıp hem de akşamları vakitlerini işretle geçirirlermiş. Başlarına bir sıkıntı gelip hapse düştüklerinde ise, çeşitli vesilelerle yakınlık sağladıkları paşalar vasıtasıyla paçalarını kurtarırlarmış.

Devir III. Ahmet devri. Sadrazam ise Nevşehirli Damat İbrahim Paşa. Ekonomik hayat dengesini kaybetmiş. Kaybedilen topraklardan gelen göçmenler perişanlık içinde. Halk zaruri ihtiyaçlarını güçlükle temin edebiliyor. Bütün bunlara rağmen Sultan, sadrazam ve çevresi, Boğaziçi kıyısında, Kâğıthane ‘de yaptırdıkları köşklerde, yalılarda lale yetiştirme sevdasına düşmüşler. Bazı çok nadir lale soğanlarının tanesi 1000 akçeye kadar satılmış. Birtakım yenilikler de getirilmeye çalışılmış ama bu tepkileri daha da artırmış. Halktan gelecek tepkileri önlemek için de ara sıra fırınları halka açıp bedava ekmek ve sadaka dağıtmakla yetinilmiş. Ayrıca görev yeri bekleyen vüzera ve paşalar da Nevşehir’zadelerin kadrolaşmasından dolayı ciddi rahatsızlık içindeymişler.


İranlı Nadir Şah doğu sınırımızı aşarak sıkıntı çıkarınca Nevşehirli İbrahim Paşa Üsküdar’a ordugâh kurup sefer hazırlıkları başlatmış. Ancak, aylarca eğleşip harekete geçemeyince orduyu sessiz sedasız dağıtıp sarayına çekilmiş. Doğu şehirlerinden gelen yardım çağrıları karşısında sergilenen bu aymazlık her şeyin üzerine tuz biber ekince fitne kazanı iyice kaynatılmaya başlamış. Artık eyleme geçme vaktinin geldiğini düşünen muhalifler Hafız Ahmet Paşa’nın konağında toplanarak fitili ateşlemeye karar vermişler. Bu muhalif gurubun içinde azledilmiş paşalar (yani bürokratlar), medrese hocaları (yani o zamanki üniversiteler) ve bir takım ayan varmış.


Aldıkları karar, fitnenin tetikçiliğini isyan tertibindeki tecrübesine bakarak Patrona Halil’e havale etmek olmuş. Patrona da kendi gibi haşeratı toplayıp açtığı isyan bayrağına, kimini gönüllü kimini gönülsüz çağırmaya başlamış. Kapalıçarşı dükkânları silah zoruyla kapatılmış, medrese öğrencileri sokağa dökülmüş vs... Gerisi tarih kitaplarında okunabilir. Netice itibariyle Sultan III. Ahmet hal edildi. Nevşehirli ve çevresi devrildi. Yekpare olan vücutları hezarpare oldu. Malları mülkleri yağmalandı. Aylarca anarşi kol gezdi. Yeni Sultan I. Mahmut, Patrona ve arkasındaki darbe cephesinden gelen talimat ve atamaları uygulamak zorunda kaldı. Ancak aylar sonra bir yemek daveti hilesiyle bu çeteden kurtulup soluk alabildiler. Ancak bu zaman zarfında çok büyük kayıplar oldu. Devlet hazinesi ve birçok konak yağmalandı. Birçok yerler yakıldı yıkıldı. Gerçi daha sonra bu ihtilali tertip edenlerin çoğu kellerini siyaset meydanından kurtulamadılar. Ama olan olmuştu.


Demek ki “Patrona Halil İsyanı” basit bir hamam tellağı Arnavut sergerdenin işi değilmiş. O zamanki üniversite ve bürokrasi işbirliği ile yapılan bir darbe, pis bir ihtilal imiş.


Kabakçı Mustafa meselesi de hemen hemen böyle hazırlanmış ve uygulanmış. Rumeli kavağında yeniçeri yamaklığı yaparken sivrilmiş bir bitirim olan Rizeli Mustafa yine Patrona gibi hazırlanan tertibin önüne veya başına getirilmiş bir taşeronmuş meğer. Osmanlı tarihinin en kanlı ayaklanmalarından birini alıp götüren bu eşkıya başı III. Selim’in başını yemiş. Yeniçeri belasının ıslahını önlemiş. Yeni bir askeri organizasyonu (Nizam-ı Cedit) yerle bir etmiş. İstanbul’u yakmışlar yıkmışlar.


Arkalarında kim var diye bakıldığında, yine benzeri bir tertip görülür. Muhalif vezirler, paşalar, Medrese ulemasının bir kısmı,  yeniçeri ve ayandan ileri gelenler.


Bu isyanlar sırasında nice servetler el değiştirmiş. Nice haris devletlülerin sandık sandık altınları yağmalanmış. Nice yalı ve konaklar yağma sonrası yakılıp yıkılmış. Görünüşte “din elden gidiyor”, “devlet elden gidiyor” nidaları ile koca Devlet-i Aliyye perişan edilmiş. Ahali zulmetten zulmete sürüklenmiş. Ama işin acısı bu faciaların tertipçileri arasında o zamanki üniversiteler, yüksek bürokratlar ve ileri gelenlerin olması. Çoğu zaman da geçici dünya emelleri için bu tertiplere katılmaları ve memleketi hiç düşünmemeleri.


Dikkatli bakınca daha sonra yapılan bütün ihtilal ve darbelerde görünüşte askeri bürokrasi olmasına rağmen, arka planda hep sivil bürokrasi,  üniversite hocaları ve ileri gelen eşrafı görürüz. Dış etkiler de cabası.


Üniversiteler fitneden uzak durup bilim üretmeli.


Herkes işini yapmalı.


Çünkü “Fitne ölümden beterdir.”

 
YORUM GÖNDER  |  YAZIYI GÖNDER  |  YAZDIR

YAZININ YORUMLARI



Hiç Yorum Yapılmamış







İMAM-HATİP LİSELERİ MEZUNLARI MENSUPLARI DERNEĞİ
Kuruluş : 1958 ALEMDAR MAH. HÜKÜMET KONAĞI SOK. NO:7

(İstanbul Valiliği Sokağı, Hacı Beşir Ağa Camii Külliyesi)

34110 CAĞALOGLU / İSTANBUL TEL: 0212 519 09 53-519 12 76-519 12 77
FAKS: 0212 519 09 57